Kleopatra yıllardır tartışmalı bir tarihsel figür olarak değerlendirilmektedir. Kimi anlatılarda sinsi bir kadın olarak betimlenirken, günümüzde giderek artan biçimde stratejik kararlar alan bir firavun olduğu görüşü öne çıkmaktadır. VII. Kleopatra yalnızca Mısır’ın son firavunu değil; aynı zamanda Roma Cumhuriyeti’nin dönüşüm sürecinde belirleyici rol oynamış bir hükümdardır. Onun hayatı ve ölümü, yüzyıllar sonra bile tarih üretimi ve mit yazımının merkezinde yer almaktadır.

Kleopatra VII Philopator, MÖ 69 yılında İskenderiye’de, Makedon-Yunan kökenli Ptolemaios Hanedanı’na mensup olarak doğmuştur. MÖ 51’de babası XII. Ptolemaios’un ölümüyle tahta çıkmış, ancak kısa sürede kardeşi XIII. Ptolemaios ile iktidar mücadelesine girmiştir. Bu süreçte Roma ile kurduğu siyasi ittifaklar belirleyici olmuş; Julius Caesar’ın desteğiyle yeniden yönetimi ele geçirmiş ve bu birliktelikten Caesarion adlı bir oğlu olmuştur. Caesar’ın MÖ 44’te öldürülmesinin ardından Kleopatra, Roma’daki güç mücadelesinde Marcus Antonius ile ittifak kurmuş; ancak Antonius’un Octavianus’a yenilmesi ve MÖ 31’deki Aktium Deniz Savaşı, Kleopatra’nın siyasal iktidarının sona ermesine yol açmıştır.
Kleopatra’nın ölümü, MÖ 30 yılında Octavianus’un İskenderiye’yi ele geçirmesinin ardından gerçekleşmiştir. Antik kaynaklar çoğunlukla onun intihar ettiğini belirtir; en yaygın anlatı, Kleopatra’nın zehirli bir yılan (aspis) aracılığıyla yaşamına son verdiği yönündedir ve bu görüş esas olarak Plutarkhos’a dayanmaktadır. Ancak modern tarihçilik bu anlatıyı kesin bir olgu olarak kabul etmemekte; zehir, ilaç aşırı dozu veya zehirli bir saç iğnesi gibi alternatif ihtimalleri de gündeme getirmektedir. Daha eleştirel yaklaşımlar ise intihar anlatısının Roma propagandasının bir ürünü olabileceğini ve Kleopatra’nın siyasi nedenlerle öldürülmüş olmasının da göz ardı edilemeyeceğini savunmaktadır. Bu tartışmalar, Kleopatra’ya ilişkin bilgilerin büyük ölçüde Roma ve Yunan erkek elitleri tarafından üretilmiş, ideolojik açıdan yönlendirilmiş kaynaklara dayanmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Kleopatra’nın ölümü, yalnızca tarihsel bir olay değil, aynı zamanda Roma’nın siyasal anlatısı içinde değerlendirilmesi gereken bir olgudur.
Kraliçe’nin mezarının yeri yüzyıllardır aranmakta ve tartışılmaktadır. Napolyon, 19. yüzyılın başlarında bu mezarı bulmak amacıyla bir keşif seferi düzenlemiştir. Günümüzde ise bu arayış, Dominikli arkeolog Kathleen Martinez tarafından sürdürülmektedir ve son yıllarda dikkat çekici gelişmeler yaşanmıştır. Martinez, Kleopatra’nın bir ritüel çerçevesinde intihar ettiğini (apoteoz) ve bedeninin bir tünel aracılığıyla sarayından alınarak İskenderiye’nin 25 mil batısındaki Taposiris Magna Tapınağı’na taşındığını ileri sürmektedir.
2022 yılında tapınak altında keşfedilen bu tünel önemli bir bulgu olmakla birlikte, son yıllarda İskenderiye açıklarında Mısır ve uluslararası ekipler tarafından yürütülen sualtı arkeolojisi çalışmaları sonucunda ortaya çıkarılan batık liman yapıları da tartışmayı yeniden gündeme taşımıştır. Bu yapıların Kleopatra’nın mezarıyla doğrudan bir bağlantısı henüz kanıtlanmamış olsa da, antik İskenderiye’nin topografyasına dair önemli veriler sunduğu kabul edilmektedir. Mevcut bulgular, mezarın bulunup bulunamayacağı sorusunun hâlâ açık olduğunu göstermektedir.
Kaynakça:
https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/antik-liman-kesfiyle-kleopatranin-mezarina-bir-adim-daha-yaklasilmis-olabilir
https://news.artnet.com/art-world/the-hunt-cleopatra-lost-tomb-2448884
Roller, Duane W. Cleopatra: A Biography. Oxford University Press, 2010.
Schiff, Stacy. Cleopatra: A Life. Little, Brown and Company, 2010.
Britannica Encyclopedia, “Cleopatra VII” maddesi.
Tyldesley, Joyce. Cleopatra: Last Queen of Egypt. Profile Books, 2008

Bir yanıt yazın