Binlerce yıldır mağara duvarlarına papirüslere ve kağıtlara yazılan bilgiler arkeologlara o dönem hakkında bir ışık gösterir.
Mezopotamya’nın çivi yazılı destanlarından Mısır’ın hiyeroglifli ritüellerine, Yunan-Roma mitlerinden Hitit kabartmalarına, Çin’in efsaneleri ve Maya-Aztek yazıtlarına kadar uzanan bu eserler, yaratılıştan ölüme kadar pek çok temayı işler.Antik metinler eski insanların günlük ticari hayatlarını, dini hayatlarını ,kahramanların maceraları ve kehanetler gibi konular aracılığıyla farklı toplumların evrene dair sorulara verdikleri yanıtlar ortaya konur.
Yaratılış mitleri
Her uygarlığın insanlığın kökenine ve yaratılışına dair ayrı cevapları vardır. Farklı metinler farklı tanrılar ve farklı amaçlar.
Mezopotamya’da Babil’in ünlü yaratılış destanı Enûma Eliş’e göre, kaosun ejderhası Tiamat yenilir ve tanrı Marduk onun bedenini ikiye bölerek gökleri ve yeri yaratır. Yenen kral tanrı Kingu’nun kanından ise insanlık doğar, tanrılara hizmet için.
Mısır’da farklı şehirlerde çeşitli mitler anlatılır; örneğin Heliopolis’te Ra ya da Atum kendi kendini doğurup ilk tanrı olur, Havayı (Şu) ve Nem (Tefnut) yaratarak Geb (yer) ile Nut’u (gökyüzü) dünyaya getirir. Geb ve Nut’un çocukları Osiris, İsis, Set ve Neftis, Mısır kozmolojisinin çekirdeğini oluşturur.

Mezoamerika’da Maya kültürü, kutsal metni Popol Vuh’ta insanın ilk önce mısır hamurundan, odun parçasından ve nihayetinde tekrar mısır hamurundan yaratıldığını anlatır. Aztek mitolojisindeyse dünyanın önce dört kez farklı “Güneş” dönemiyle yok edildiğine, her felaketin ardından yeni bir çağın başladığına inanılır. Hepsi farklı tanrılara ve yaratışılara inanır fakat vurgu hep aynıdır. Evrenin bir kozmik düzendeki oluşumuna vurgu yapılır.
Kahramanlar ve destanlar
Çoğu medeniyet kahrmanlar ce destanlar aracılığıyla toplumun durumunu idealize ettiği şeyleri ve insanlık durumlarını anlatır. Mezopotamya’nın Uruk kralı Gılgamış’ın destanı, ölümsüzlük arayan cesur bir hükümdarın öyküsüdür. Gılgamış, en yakın dostu Enkidu’nun ölümünün ardından, insanlığın ortak kaderi olan ölümlülüğü anlar. Antik Yunan’da Homeros’un İlyada ve Odysseia destanları, Troya Savaşı ve sonrasını epik kahramanlar üzerinden örer; Akhilleus’un öfkesi, Odysseus’un eve dönüş macerası insanın cesaretine, gururuna ve aklınıza dair evrensel sorular sorar. Roma’da Virgil’in Aeneis adlı eseri, Mitolojik kahraman Eneas’ın Truva’dan İtalya’ya uzanan yolculuğunu anlatır, bu da Roma’nın kökenine ilahi bir anlam kazandırır. Kahramanların öyküsü o toplumun en önemli ve el üstünde tutulan değerlerini gösterir.
Kehanet ve zaman algısı
Birçok eski kültürde zamanla ilgili teoriler üretilmiştir, en yaygın düşüncelerden brisi zamanın döngüsel olduğu ve geleceğin aslında geçmişin bir terkarı olabileceği yönündedir. Babil’de astrolojik metinler ve rüya yorumları kralların yol göstericisiydi. Maya ve Aztek takvimleri ise zaman döngülerine büyük önem verir; her 52 yılda bir “Yeni Ateş” töreniyle dünyanın yenileneceğine inanılırdı. Aztekler beşinci bir Güneş döneminde yaşadıklarına, öncekiler gibi sona erecek felaketlerden sonra yeni bir döngünün başlayacağına inanırdı. Yunan’da Delphi kahinleri ve Roma’da Sibyllen kitapları, tanrıların mesajlarını aktararak kaderi yorumlamaya çalışırdı. Bu İnançlar eski toplumların tarihi doğa olaylarını ve bir anlamda ölümü çözmek için çabalarını anlatır. Geleceğe dair işaretlere bakarak huzur veya uyarı aramışlardır.
Sonuç
En eski mitlerden ve yazılardan gelen bilgiler bize eski insanların dünyayı ve yaşamı nası gördükleri hakkında ipucu verir. Bu antik metinlerde bulduğumuz hikâyeler, Mezopotamya’dan Mısır’a, Çin’den Maya-Aztek’e uzanan evrensel insanlık deneyimini gözler önüne serer. Yani bu metinler bize aynı zamanda kültürlerin ve bölgelerin inanışlara nasıl etki ettiğini ve çeşitliliklerini ortaya koyar.

Bir yanıt yazın