Sümela Manastırı: bulutların arasındaki miras

Trabzon’un sarp kayalıklarında yükselen Sümela Manastırı, pek çok gizemli yanıyla meraklılarını büyülemeye devam ediyor. Osmanlı padişahlarının koruma kalkanından yeni keşfedilen “Cennet-Cehennem” fresklerine kadar Sümela, bugün her zamankinden daha görkemli. Altındere Vadisi’nden 300 metre yükseklikte konumlanan bu yapı, Karadeniz’in puslu atmosferiyle birleştiğinde büyüleyici bir manzara sunar. Sümela; sadece bir mimari eser değil, imparatorlukların yükselişine ve çöküşüne, devletlerin kuruluşuna tanıklık etmiş sessiz bir devdir. 2015-2021 yılları arasında gerçekleştirilen ve yaklaşık 4.000 ton kaya temizliğinin yapıldığı devasa restorasyon hamlesi, kentin tarihine dair yeni gerçekleri öğrenmemiz için kritik bir dönemeç olmuştur.

Efsanelerden Gerçeğe Giden Yol

Sümela’nın hikayesi MS 386 yılında, Atinalı iki keşiş olan Barnabas ve Sophronios’un gördüğü bir rüya ile başlar. Efsaneye göre, İncil yazarı Aziz Lukas tarafından yapıldığına inanılan kutsal Meryem Ana ikonası, melekler tarafından Karadağ’daki bir mağaraya getirilmiştir. Birbirinden habersiz şekilde bu mağarada buluşan keşişler, bugün dünya çapında bir hac merkezi olan manastırın temellerini atmışlardır. Adını Yunanca “siyah” anlamına gelen “melas” kelimesinden alan manastır; hem yaslandığı dağın koyu rengi hem de meşhur “Kara Meryem” ikonasıyla bu ismi binlerce yıldır taşımaktadır.

Restorasyonla Aralanan Gizemler

Restorasyon sırasında yapılan keşiflerde, kuzey çatının üst sağ yamacında bugüne kadar girilmemiş gizli bir geçitle ulaşılan yeni bir şapel tespit edildi. Bu gizli tapınaktaki fresklerin, mevcut ana kilisedekilerden çok daha otantik ve bozulmamış olduğu görüldü. Özellikle “Cennet ve Cehennem” ile “Ölüm ve Yaşam” tasvirlerini içeren sahneler, sanat tarihçileri için paha biçilemez bir keşif olarak nitelendiriliyor. Ayrıca daha önce ziyarete kapalı olan “Çile Odaları” (küçük dua hücreleri), keşiş ve öğrenci odaları ile ileri karakol görevi gören “Gözetleme Şapeli” de ilk kez kapılarını ziyaretçilere açtı.

Osmanlı’nın Gözetimi Altında Sümela

Sümela, en parlak dönemlerinden birini Osmanlı hâkimiyetinde yaşamıştır. 1461’de Trabzon’un fethiyle başlayan süreçte Fatih Sultan Mehmet, manastırın haklarını tanıyan fermanlar yayımlamış; Yavuz Sultan Selim ise şehzadeliği döneminde buraya iki büyük gümüş şamdan hediye etmiştir. 19. yüzyılda eklenen devasa dış binalar ve kütüphane ile bugünkü görünümüne kavuşan yapı; aslında üç farklı imparatorluğun (Bizans, Komnenos ve Osmanlı) mimari izlerini tek bir yamaçta birleştirir.

Mühendislik Harikası: 100 Basamaklı Zirve

Manastırın iç organizasyonu, sarp kayalıkların nasıl verimli bir yaşam alanına dönüştürülebileceğinin kanıtıdır. 72 odadan oluşan komplekste; yağmur sularını toplayan kanalizasyon sistemleri, odaları dolaşan gelişmiş bir merkezi ısıtma tertibatı ve şömineler yer almaktadır. Manastıra ulaşmak için tırmanılan 100 basamaklı dik merdivenler, ziyaretçiyi önce muhafız odalarına, ardından fresklerle bezeli mistik iç avluya ulaştırır.

Gezi Notları ve Önemli İpuçları

Bugün Sümela’yı ziyaret etmek sadece bir tarih gezisi değil, doğayla bütünleşmiş bir deneyimdir:

  • Aya Varvara Durağı: Manastıra tırmanırken verilen ilk mola noktası olan bu küçük kilisenin seyir terası, Sümela’yı profilden fotoğraflamak için en ideal noktadır.
  • Altındere Vadisi: 65 kilometrelik orman yolları ve dere sesleri eşliğinde yapılan yürüyüş, manastırın mistik havasına girmek için en iyi başlangıçtır.
  • Vazelon’u Unutmayın: Sümela’nın ihtişamına kapılanlar için Altındere Vadisi’nde, Sümela’dan bile eski olduğu düşünülen Vazelon Manastırı mutlaka görülmesi gereken bir diğer duraktır.

Sümela Manastırı; restore edilen freskleri ve yeni açılan gizli bölümleriyle sadece geçmişin bir kalıntısı değil, yaşayan bir kültür hazinesi olarak bulutların arasındaki nöbetine devam ediyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir